Biyolojik çevre temizleme; Biyoremediasyon

Modern çağda nüfusun hızla artışı ve bununla doğru orantılı olarak arz,talep karşılamak için gelişen teknolojiyle birlikte çağ atlayan insanlık. İnsanlık nüfusu bilindiği üzere her yıl daha da katlanarak artıyor ve bu artış yaşamımızı devam ettirebilmek adına en temel ihtiyacımız olan ”besin”i nasıl karşılayacağız sorusunu karşımıza çıkartıyor. United Nation istatistiklerine göre; 1950 yılında 2.521 milyonken her çeyrek yılda 1.76 oranında nüfus artışı gözleniyor ve gelişme aşamasında ki bölgelerde nüfus artış oranı 2.09 u buluyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor nüfus artışıyla, besin kaynakları doğru orantıda gitmiyor, yeni bir alan doğuyor; Biyoteknoloji. İlk defa 1919 yılında ortaya çıkan bu alan Karl Ereky tarafından şöyle tanımlanıyor ”Biyolojik sistemler yardımıyla ham maddelerin yeni ürünlere dönüştürüldüğü işlemlerdir” Bugün yapılan gen dizilerinin çıkartılması, organizmalarının genetiğinin değiştirilmesi, klonların ortaya çıkması, pcr (polymerase chain reaction) yöntemiyle kalıtımsal hastalıkların taranarak tedavi edilmeye çalışılması gibi bir çok yan dal açıyor kendine. Biyoteknoloji bu şekilde hızla gelişmeye ve insanların sorunlarına çözüm arama yolunda ilerlerken modern çağın en büyük sorunlarından bir tanesi de; çalışma,araştırma,gelişme başlıkları altında çevrenin vurdumduymaz şekilde tüketilmesidir. Sürekli olarak bina yapmaktan, nükleer santrallerden, tıbbi atıkların yok edilmek yerine doğaya bırakılmasından, bilinçsizce tek kullanımlık plastiklerin hayvanlarına öldürmesine kadar bir çok kötü sonuçlar doğurmakta ve doğanın sadece insanlığa tahsis edilmiş öylesine bir çöplükten çok daha öte tüm canlıların besin zincirleri, hayat döngüleri içerisinde paylaşma ve birlik olarak görülmesinin önüne geçerek bu sonuçları doğurmuştur. İşte tam bu noktada yine kirleten insan biz ne yapıyoruz böyle? diye yavaş yavaş farkına varmaya başlamış ve ilk defa 1960’lı yıllarda George Robinson tarafından biyoremediasyon icat edilmiştir. 1972 de bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucu RMS Queen Mary’deki yakıt tanklarının mikrobiyolojik canlılar temizlenmesiyle aktif olarak kullanılan bir alan haline gelerek, günümüz de bile plastik sorunu için bu alanda yapılan çalışmalar çağımıza yön vermeye başlamıştır. Biyoremediasyon kısaca tanımlamak istersek; çevredeki kimyasal bileşikleri indirgemek veya ayrıştırmak için bakteri, mantar ve bitkiler gibi yaşayan organizmaların kullanılmasıdır. Avantajı, bir çok temizleme yaklaşımının kirlilik bölgesinde uygulanabilmesidir. Bulaşık materyallerin başka bir bölgeye taşınması zorunluluğu olmadığı için, çevreye zarar vermeksizin daha bütüncül bir temizleme çoğunlukla mümkündür. Biyoremediasyon da kendi içerisinde bir çok alana ayrılmakla birlikte en yaygın olarak mikroorganizmaların yapılarının değiştirilerek çalışılır. 1989 yılında Exxon Valdez petrol tankeri Alaska açıklarındaki Princce William Sound’da karaya oturmui ve yaklaşık 42 milyon litre (11 milyon galon veya yaklaşık 260.000 varil) ham petrol oraya salınarak Alaska kıyı şeridinin 1000 mil’den büyük kısmı kirletilmiştir. Prince William Sound, biyoremediasyon temizleme stratejilerini denemek için laboratuvar halini almıştır. Büyük bir felakete sebep olan petrol tankeri 1 yıl içerisinde yapılan çalışmalarla birlikte etkilerini azalmıştır. Bunun gibi dünyada yaşanan bir çok felaketler ve göze batmadan küçük küçük kirliliklerin katlanarak devasa sorunlarına yol açmasını önlemek için günümüzde en çok çalışılan alanlardan bir tanesi haline gelmiştir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.