Sürdürülebilir Bir Yaşam İçin Sabun

Şampuanlar Hakkında Düşündüğünüz oldu mu hiç?

Sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsediğim zaman günün çoğunluğunu plastik atıklarımı fark ederek ve bunları nasıl azaltabilirim veya yok ederim diye araştırmakla geçiriyorum. Şampuanlarda bunlardan tespit ettiklerim arasında.

Bir yıllık şampuan ve duş jeli kullanımınızda ne kadar plastik atık çıkarttığımızın farkında mıyız?

 

İlk olarak İngiliz kuaförlerin sabun parçacıkların ve bir takım bitkilerle beraber suda kaynatmalarıyla başlamıştır. Bu ilk denemeler sonucunda elde edilen şampuan saça parlaklık ve güzel koku vermiştir. Günümüz manasındaki şampuanların ilk üreticilerden biri Kasey Hebert’tır. 20. yüz yılın başında beri ticari amaçlı üretilen şampuanlar bulunmaktadır. Hans Schwarzkopf adındaki bir Alman eczacı daha 1903 yılında ürettiği toz halindeki şampuanı piyasaya sürmüştür. Bunun akabinde 1927’de ilk sıvı şampuanı bulmuştur. Sanayi devriminden sonra değişen çağda hayatımıza bir çok farklı ürünler, ucuz maliyetlerle üretilmeye ve herkes için erişebilir hale gelmeye başladı. 1930’lu yıllarda tamamen seri üretime geçen bu şampuanlar hayatımızın söz konusu ”temizlik” olduğunda vazgeçilmez parçası haline geldi. Ve bunun yanında güzel kokular, daha iyi bir temizlenme hissi için yanına duş jeli eklendi. Evet satın aldığımız şampuanların ve duş jellerinin üzerini okuyoruz.

Peki etiketler kısmında reklam kampanyası amacıyla yazılmış olan hariç içindekiler kısmını da okuyor musunuz?

  1. Şampuan kimya endüstrisinin ürünü kabul edilir. Yani içerisinde herhangi bir şekilde doğal içerik bulunmamaktadır. En basitinden mentollü şampuanların bile içerisinde bulunan ”mentha” etken maddesi doğal bitki özlerinden elde edilmez, laboratuvarda sentetik şekilde üretilir.
  2. Bütün şampuan ve duş jellerinin içerisinde köpürtücü ajanlar bulunur. Bu köpürtücü ajanlar kimya endüstrisinde azodikarbonamid olarak isimlendirilir. Yapılan bilimsel araştırmalar sonrası ciltte hassasiyet, deri de aşınma ve astım benzeri hastalıklara sebep olduğu belirlenmiştir. Kısaca saçlarınız bol köpürmesi veya köpürmemesi ”kirliliğe” değil satın aldığınız ürünüzün içerisinde bulunan köpürtücü ajanlara bağlıdır.
  3. SLS (Sodium Lauryl Sulphate) SLES ALES (Ammonium Lauryl Ether Sulphate) Cocamide DEA PEG – 12 Dimethicone Etilen Glikol Distearat Kıvamlaştırıcılar Selilöz türevleri Polietilen glikol diesterleri Renklendiriciler Parfüm Paraben koruyucular Methyl-, Ethyl-, Propyl-, Butyl-, Benzyl Alcohol, Isobutylparaben, Sodium Methyl-, Methylchloroisothiazolinone ya da Sodium Propylparaben, Methylisothiazolinone Polyquaternium-7 ClimbazoleYukarıda adı geçen maddeler hemen hemen marketlerde bulunan tüm şampuanlarda yer alan kimyasallardır. Bununla birlikte bazı şampuan üreticileri kimyasal maddelerden mümkün olduğunca kaçınarak; “doğal”, “organik”, “bitkisel”, “bitkiden türetilmiş” türü şampuanları piyasaya sürmüşlerdir.

Ve bizler bunu tamamen sistemin bizlere sunduğu alışkanlıklar doğrultusunda sorgulamadan satın alarak bedenlerimize sürüyoruz. Bütün bu kimyasalların sonucunda oluşan suların kirlenmesi ve çıkarttığımız tek kullanabilir plastik atıkların üretimine katkıda bulunarak hem kendimize hem de çevremize zarar vermiş oluyoruz.

Sabunun Hikayesi

Bir Roma masalına göre sabun ilk defa kadınlar tarafından keşfedilmiştir. Hayvanların kurban edildiği Sapo Dağı’nın kıyısındaki Tiber Nehri’nde çamaşır yıkayan kadınlar, çamaşırlarını eskiye göre daha az çaba ile temizlediklerini fark ederler. Çünkü dağdan nehre yağmurla birlikte hayvan yağları ve odun külleri karışmaktadır.

 

Sabunun bulunuş hikayesi M.Ö. 6000 yıllarına dayanır. Hititliler tarafından kül ve yağın karıştırılması sonucunda elde edilmiştir. Ve tarihin bazı dönemlerinde takas aracılığında dahi kullanılmıştır. (Fenikeliler ve Galyalılar arasında) Sabun ile ilgili maddelerin yazılı olduğu ilk belge ise Mezopotamya’da M.Ö. 3000 yılından kalma kil tabletleridir. Keltler, hayvanî yağ ve bitki küllerinden ürettikleri sabuna “saipo” diyorlardı. Bu isim zamanla Batı dillerinde yaygınlaştı ve sabunun adı “soap” oldu. Araplar da, çok eski asırlardan itibaren sabun yapımını biliyorlardı. Ebers Tıp Papirüslerinde de (M.Ö. 1550 yıllarında Mısır’da bulunmuştur.) Antik Mısır’da sabunun yapısına benzer karışımın( hayvan veya bitki yağları ve alkali tuzlarının birleştirilmesi) banyolarını yaptıkları yazmaktadır. Antik Filistin’nin kayıtlarında da aynı şekilde; belirli bitkilerin ve yağların posasının karıştırılmasıyla sabun yapım tarifleri bulunmaktadır. Yunanlılar ise vücutlarını yağ ve killerle sıvayıp, kum veya sünger taşlarıyla fırçalıyorlardı. Strigil adı verilen kavisli metal bir aletle vücutlarında oluşan tabakayı kazıyan Yunanlılar, daha sonraları bunu suya girerek yıkanarak ve zeytinyağı ile yağlanarak yapmaya başladılar. Aynı şekilde Antik Roma’da yazılmış olan Naturalis Historis (Doğa Tarihi kitabı, 21.yy bilimin temelleri de bu kitaptan temellendirilmiştir.) sabun ve saç için yapılan merhemlerden bahsedilir.

Modern Yüzyıl Sabunları

Bir çok farklı yağdan üretilebilir ve içerisinde ağır kimyasallar bulunmamaktadır. Sabun satın alınırken dikkat edilmesi gereken tek önemli nokta vardır. KOSTİK! Suda kolaylıkla çözünür ve yumuşak kaygan ve sabun hissi veren bir çözelti oluşturur. İnsan dokusuna kaşındırıcı bir etkisi vardır. Sodyum hidroksit (kostik soda veya sud kostik te denir), lâboratuvarda CO2 gibi asidik gazları yakalamak için kullanılır. Endüstride birçok kimyasal maddenin yapımında, yapay ipek, sabun, kâğıt, boya, deterjan endüstrisinde ve petrol rafinelerinde kullanılır. Aynı zamanda kostik poster/afiş benzeri maddeleri duvara yapıştırma da kullanılır. Ve bazen bunu sabunun içerisine koyuyorlar. Eğer evinizde suya soktuğunuz da hemen erimeyen, oda sıcaklığının üzerinde hala şeklini koruyan ve suyla etkileşime geçtiğinde şeklini hala koruyan sabununuz varsa bilin ki; KOSTİK var içerisinde.

Doğal sabunların yapısında aynı katılığı sağlamak için ”gliserin” kullanılmaktadır. Aynı zamanda doğal ürünlerin üretiminde; mum, parfüm gibi ürünlerin kullanımında sabitleyici olarak kullanılan gliserin yoğun kullanım olmadığı sürece ”tehlike” arz edecek bir zararı bulunmamaktadır.

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.