Ukrayna’daki Toprak Ve İnsan Benzerliği

Öncelikle Ukrayna’daki benzerlikleri anlatmadan önce sizlere kısaca tarihi ve yaşadıkları hakkında özet bir bilgi geçmek isterim.

 

 

 

Ukrayna’nın eski Slav dilinde “sınır ülkesi” anlamına geldiği düşünülmektedir. Ukrayna’nın Sovyet dönemi tarihindeki en üzücü olaylardan birisi de 26 Nisan 1986 tarihindeki Çernobil reaktör kazasıdır. Bu kazadan dolayı ortaya çıkan radyoaktif serpinti, 350.000 kişinin olay bölgesinden uzaklaştırılmasına neden oldu. 8 Aralık 1991’de Belarus, Rusya ve Ukrayna ortak bir karar alarak Sovyetler Birliği’ni resmen ortadan kaldırmaya karar verdi.

Yazıya sevgili yazarlarımızdan olan Efe Elmas’ın hem eğitimlerinde hem de yazılarında sık sık altını çizdiği şu sözlerle başlamak isterim; ‘’Hatırlamaya ve hatırlanmaya ihtiyacı var doğanın…’’ Ve ait olduğumuz köklerden nasıl da koptuğumuzu uzun uzun anlatır. Ukrayna’da bulunduğum sürece içerisinde de en çok bu sözleri çınladı kulağımda.

Ukrayna’ya indiğimiz gün daha sis vardı. Ve olduğumuz günler boyunca sisler havadan kalkmadı. En son gün biz dönerken, hava inanılmaz soğudu. Hani hep büyüklerimiz der ya; kar soğuğu bu. O an hissettim, dönüş uçağımızın kalktığı sabah karın örtüsüyle kaplanacağı. Sis en bilindik sembol olarak; iki alem arasında geçiş veya Araf olarak düşünebilirsiniz. Hem ülke değiştirmiş olmanın hem de yabancı topraklarda bitkileri aramanın yolu olarak bu şekilde yorumladım, yolculuğum boyunca geçen süreçleri.

Botanik bahçesine gitmeye fırsatım olmadı orada bulunduğum süre içerisinde çünkü ülkemizde olduğu gibi hemen ayak altında bir yerlerde değildi. Şehir merkezi olan Kiev’den nehir kenarı (en yaygın yol tariflerinde kullanılan betimleme) boyunca bir saatlik mesafedeydi. Hem ulaşım sorunu hem de yürüme sorunundan kaynaklı olarak biraz eledim.

Yine de bol bol parklarda yürüdüğümüz süre boyunca; yerlerde dolandı gözlerim hep. Ülkemizle kıyaslamam gerekirse; bizler süs bitkileri olarak geçen aynı zamanda peyzaj bitkileri olarak da bilinen çiçekleri bol bol kullanıyoruz. Geçenlerde Buca da Asparagus densiflorus gördüm, ana vatanı Afrika olan bu bitkiyi ta nerelerden bulup getirmişler acaba diye uzun uzun düşündürdü beni bu bitki. Ukrayna’da ne yazık ki bu yok. Açık söylemek gerekirse şehrin üzerinde herhangi bir şey yok. Çoğu zaman karşıdan karşıya geçmek için alt geçitler var. İkinci dünya savaşında; sığınak, gıda taşıma vs. durumlarda kullanılan ve şehrin bütün hatlarında hemen hemen her yerinde bulunan bu alt geçitleri Ukraynalılar aynı zamanda küçük avmlere dönüştürmüşler. Ülkeye döndüğüm zaman hala hayal görmüşüm gibi bir his yaratan bu alt geçitler, içerisinde yemek, alışveriş marketleri vb. çok fazla içerik bulunduruyor. Ama Ukrayna’da her şey bahsettiğim gibi yer altında olduğu için peyzaj açısından bir düzenleme yoktu. Yine de ülkemize kıyasla toprakların daha iyi korunduğunu, ülkenin içerisinde bulunan gezilecek park alanlarının çokluğundan anlayabilirsiniz.

Bizim gezdiğimiz orman alanlar ve şehirde de aynı şekilde bulunan ormanlıklar için konuşmam gerekirse gövdeleri hep siyahtı. Bu da bana Ukrayna’nın zamanında yaşadığı acıları hatırlattı. Ülkemizde hangi şehirde olursanız olun, kış mevsimlerinde bile umudun rengi olan yeşillik mutlaka görürsünüz. Öyle ki en zorlu koşullarda kışın, karları bile aşarak ortaya çıkan dağ yamaçlarında kardelenler vardır. Maalesef Ukrayna’da böyle bir durum yoktu. İnsanlarda çok uzak duruyor. Dilencilerin yüzüne bakılmıyor, birine yol sorduğunuz zaman dili bilmiyormuş gibi davranıyor. Beni en çok etkileyen şey; sürekli ‘’nem’’e maruz kaldığı için ağaçların gövdelerinin yosun tutmuş olmasıydı.

Bizim ülkemizde nemli bölgelerde liken ya da mantar bol bol bulunurken, ağaçlar yine gövdelerinin karanlığı kadar koyu renkte yosunlara bürünmüştü. Belki bu yapı ağaçların gövdelerini bir nebze zararlılara karşı korusa da orada bulunan insanlarında soğuktan kat kat giyinmesine çok benzettim. Ve en sonuncusu olarak toprağın siyah olması çok ilgimi çekti.

Böylesine acılar çekmiş bir ülkenin toprağının siyah olması, içlerine kapandığını, artık kimse beni görmesin, görmezsem zarar verilmem şeklinde hissettirdi. Dokunduğum zaman elimin arasında dağılan, hiç topak yapmayan bu toprak dünyanın en verimli topraklarından bir tanesi. Daha yakın dönemde 2014 yılında Rusya’yla savaştan çıkmış ve yüz binlerce kayıp vermiş bu ülkede tabi ki ana gıda maddesi olan; buğday, arpa ve soya da dünyada ‘’en’ ’lerin arasında bulunuyor. Bu kadar savaşa girip, çıkmış olmasına rağmen yapılarını, tarihlerini korumaya devam ettikleri için toprak annemizde onları beslemeye devam ediyordu. Mimari yapısını sonuna kadar korumuş bu ülkede bizim ülkemizin aksine herhangi bir zarar verilmemiş, kendini korumaya devam etmişti. Sisler ardında kalmış, yağmurların yıkadığı ve köprülerin üzerinde sanki uçuyormuş hissi veren bu duygu dolu ülkeyi gidilecekler listesinden çıkartmış oldum.

Yazıyı sonlandırmadan önce ufak bir detaya daha değinmek isterim. Biz indiğimiz zaman geceydi ve pandemiden dolayı çoğu yer kapalıydı. Sislerin ardından güneşin doğmasını beklerken, güneşin umudun temsili olduğunu bir kere daha iliklerime kadar hissettim. Ve doğduğu zaman güneş, sis bile olsa bizim ülkemizde mutlaka maviliklere bürünen gökyüzü kirli bir hava tabakası yüzünden grilerle kaplıydı. Ve akşam saatlerimiz dördü gösterdiği zaman hava bir dakika gibi kısa sürede kararıyordu. Ukrayna bayrağında sarı olmasının eminim başka sembolik sebepleri vardır; ama güneşin o ülkede hatırlanmaya çok ihtiyacı vardı.

Neredeyse yılın 6 ayı boyunca soğukların olduğu ülkede güneş bütün sarılığıyla doğduğu zaman umudu getirecekti ve sabırsızlıkla beklenilesi bir süreydi bu. Bu da Akdeniz ikliminde yaşayan insanların neden daha sıcak ve kuzey ülkelerinde yaşayan insanların neden daha soğuk davrandıklarının birebir gözlemsel deneyi oldu benim için.

Slava Ukraine

Özge Durhan

Ege üniversitesi zooloji ağırlıklı biyoloji mezunudur. Üniversite döneminde; bitki fizyolojisi, biyoçeşitlilik laboratuvarı ve fitokimya laboratuvarında staj yapmıştır. Laboratuvarlarda yaptığı stajlardan sonra bitkilere ve aromaterapiye olan ilgisini fark ederek; Düzce üniversitesinde yüksek kimyada bulunan Sevil Gülsoy-Düzgünle çalışmalara başlamış; tıbbi bitkiler bahçesinde iki sene çalışmıştır. Çalışmalarının ardından Hindu University of America'dan Ayurveda eğitimi almıştır.

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.