Zorbalığa Karşı Hayvan Sevgisi – Susanna Tamaro ve Carl Gustav Jung

Bu aralar aklıma Susanna Tamaro’nun ” Luisito: Bir Sevgi Hikayesi” kitabı geliyor. Bir çöp tenekesinde bulunan papağan bir insanın hayatını kökten değiştirebilir. Sıcacık bir sevgi hikayesi hakettiği sevgiyi ve değeri görmeyen emekli bir öğretmen ile bir ışık demeti olarak tanımladığı papağan arasında. O güzel rengarenk canlı gibi kendi güzelliklerimizi de çöp tenekelerinde bulmuyor muyuz… Yeteneklerimizi, biricik doğamızda bahşedilenleri bir eleştiriyle, bir kalp kırıklığıyla, bazen korku ile atıveriyoruz. Ve hayvanlar bize o biricik özümüzü yeniden hatırlatıyor. 

“Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi.” Der öğretmen Luisito kitabında. 

İnsan olarak, kendimize ne kadar haksızlık ettiğimizi, doğamızı ne kadar zorladığımızı, önce kendimize sonra diğerlerine ne kadar zorba olduğumuzu fark ediyorum ara ara. Neden bu kadar yoğun bir çaba içerisindeyiz ki “bir şeyler” olmak için… Bu çaba ne kadar yorucu ve ne kadar kırıcı. Aslında tek ihtiyacımız olan sevgi ve kendimize karşı derin bir şefkat duygusu insanlık olarak. Sadece varolmak yeterli aslında. Sadece yaşamak ve çevremizdeki canların farkına varmak. Kendi zorbalığımızla onların canını yakmamak… Zorbalığa uğrayınca zorba oluyoruz. Önce hayvanlara ve ağaçlara, sonra gençlere, sonra öteki olan herkese zorbalık yapıyoruz. 

Bu düşünceler içindeyken, yani kendimizi, biricik, kırılgan, insan doğamızı ne kadar zorladığımızı düşünürken, Carl Gustav Jung’un şu satırları düştü önüme:

“Hayvan kendi türüne başkaldırmaz. Hayvanları düşün; ne kadar adil, ne kadar iyi huylular, eskilere ne kadar sadıklar, onları taşıyan toprağa ne kadar bağlılar, geleneksel yollarına nasıl da bağlı kalıyorlar, gençlerini nasıl da koruyorlar, nasıl da hep birlikte çayırlara gidiyorlar ve nasıl da birbirlerini pınara çekiyorlar. Bir tanesi bile bereketli avını gizleyip kardeşini açlığa terk etmiyor. Bir tanesi bile hemcinslerine kendi istemini dayatmaya çalışmıyor. Bir tanesi bile sivrisinek olmasına karşın fil olduğunu hayal etmiyor. Hayvan türünün yaşamına uygun ve sadık yaşar, ne aşar onu ne de eksik kalır….”

Belki de hayvanların iyileştiren sevgisinden mahrum kalmıştır diye düşündüm zorba insanlar. Onların soylarını tüketiyoruz ve daha çok zorbalık ve kaos yükseliyor. Carl Gustav Jung’un dediği gibi gençlerimizi koruduğumuz coplamadığımız, aşıyı belli zenginlik seviyesindeki bireyler için gizlemeyip paylaştığımız, hemcinslerimize kendi inancımızı, cinsel yönelimimizi, ideolojimizi dayatmadığımız, kibirli duruşlar içinde ben biliyorum kibrine düşmediğimiz yani kendimizi olduğumuzdan farklı görmediğimiz bir yaşam diliyorum. Tüm bunları o güzel canlardan öğrenebiliriz. Luisito’da geçtiği gibi “Tek tedavi sevgidir.Sadece sevgi iyileştirir onu !” Hayvanların sevgisine insanların çok ihtiyacı var; kafeslemeden, özgürce sevgisine. 

Efe Elmas

Kadim Lisan

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.