Sesin Resmi – DOT

Kıeran Hurley’in Mouthpiece isimli Edinburg’da geçen oyunu Mehmetcan Mincinözlü tarafından dilimize çevrilmiş ve İstanbul’a uyarlanmış. Mert Öner’in yönetmenliğinde Esra Bezen Bilgin ve Yağız Can Konyalı bu iki insanın hikâyesine harika bir şekilde can vermiş. 

 

 

Oyunun tanıtım metninden bir ifade ile başlamak istiyorum; “ Sesini çıkaramayanların sesi olmaya çalışmakta bir sorun yok; ta ki ses çıkaramayanların da kendi sesleri olduğunu öğrenene kadar.”

Yazının bundan sonraki kısmı oyun hakkında bilgiler içerir…

Orta yaşın biraz üzerinde bir kadın, kenar mahallerin birinde intihar girişiminde bulunur ve genç bir çocuk onu kurtarır. Aralarındaki yaş farkı çoktur. Çocuk resim yapmaktadır ve kadın onun resimlerinden bir tanesini görür ve almak ister. Sonrasında ise o delikanlı kadına yeniden yazması için ilham olur, kadın onu sanat galerilerine götürür ve resim yapması için teşvik eder. Bir yandan da delikanlının hayatını oyunlaştırmaktadır. Kötü bir aile yaşamı vardır genç çocuğun ve bir gün kadın ile delikanlı arasında bir yakınlaşma olur ama kadın yaş farkından dolayı hata yaptığını düşünür. Bir süre sonra da olaylar aksi yönde gelişmeye devam eder.  

Oyun, başladığı andan itibaren kendini ele verecek pek çok öğe ile donatılmış. Hikaye anlatmanın kurallarını anlatarak başlar seyirciye. Kadının bir yazar olduğunu sonradan anlasak da bize bir oyun gösterildiğinin farkındayızdır. Her şeyin bir kuralı olduğunu söyler, şu anda izlemekte olduğumuz şey giriş bölümüdür. Oyun ilerledikçe orta kısımda neler olacağını söyler ve hatta şimdi her şey iyi gidiyorsa bir süre sonra kötüleşeceğini de bilmemiz gerektiği konusunda uyarır bizi. Temel anlamda seyirci olduğumuzu sürekli olarak hatırlatır ve bunlar aslında bir oyun der bize ta ki son sahnede bizi de oyuna dahil edene kadar.

Sahne dekoru çok basit yükseltilerden oluşmuş, arkadaki görüntü ile de şehrin bazı yerlerinin fotoğrafları, mekan isimleri ve bazen de konuşmalar yansıtılmış. Bunlar da oyuna büyük oranda dahil olmuş. 

Oyundan çıktıktan sonra pek fazla düşünce ve duygu ile karşı karşıya kaldım. Aklımda pek çok soru belirdi. Oyunculukları ve metni ve sahneye konmasıyla birlikte harika bir oyun izlemenin keyfi bir yana oyunda anlatılanların verdiği rahatsızlık bende daha uzun süre kaldı.

Kadın, bir yazar ve gençliğinde pek çok kişi tarafından bu işte iyi olacağına inandırılmış ve bir kaç ödül almış. Yaşadığı semtten taşınmış, sanatçıların yoğunluklu olduğu yerde oturmaya başlamış ama hiç samimi bir ilişki kuramamış. Kendini her zaman daha iyisini yapmaya zorlamış ve sonunda elindekileri de tüketince alkolik olan annesinin yanına taşınmış. Kendini kurtaran delikanlı ile tanıştığında yaratıcılığı tıkanmış, hayattan umudunu kesmiş bir kadın görüyoruz.

Delikanlı, annesi ve kız kardeşi ile annesinin erkek arkadaşının yanında yaşıyorlar ve evin içinde şiddet eksik olmuyor. Mahallelerindeki kültür merkezinde de resim yaparsa ona iyi geleceği söyleniyor ve o da bunu yapıyor ve kimseye göstermiyor yaptıklarını. 

Kadın ve delikanlının aralarındaki arkadaşlık başta çok masum ve hatta ilham verici idi. Delikanlıyı resim sergilerine götürmesi, kendine inanmayı aşılaması. Aslında kendine yapılanların aynısını yaptı delikanlıya. Önünde güzel bir yaşam var ve her şey yoluna girecek. Ancak, oyunun tanıtım metinde de dendiği gibi “ses çıkaramayanların sesi olmak” hastalığına tutulmuştu kadın. Delikanlının hayatı ona sadece bir hikaye gibi geldi ve aralarındaki kopuş da böyle başlamış oldu. Bir dostluk ilişkisi bir çıkar ilişkisine döndü. Tıpkı kadının hayatı boyunca kendine yaşatılanlar gibi. 

Oyun sahneye konduğunda, finalde yazarın finali ve delikanlının finalini görüyoruz. Hangisine inanmayı seçersek, hangisi bizim için tercih edilebilirse.

Oyun pek çok açıdan izlenebilir. Bir şehrin iki mahallesindeki gelir eşitsizliği ve kültür farkı, sanatsal sömürü, sübyancılık, bir aşk hikayesi… Ancak her ne olursa olsun yaşadığı toplumda kendine yer bulamayan, sömürüldüğü için hayatta sömürmeye alışmış iki yalnız insanın hikayesi önümüzde tüm çıplaklığı ile duruyor. Yer yer kadın yazara hak verip yer yer ondan nefret ediyoruz, delikanlıdan tedirgin oluyoruz, onu anlıyoruz, ondan korkuyoruz…

Oyunun tanıtım metnindeki yazıyı kendime göre yeniden yazacak olsam şöyle diyebilirdim, “Sesi olmayanların sesi olmaya çalışmak için insanın önce kendi sesini bulması gerekir.” Ancak ondan sonra gerçek dostluklar, sanatsal yaratımlar ve oyunda hep bahsedilen “empati makinesi” bir işe yarar. 

Dilerim oyunu izleme imkanınız olur, hem çok seveceksiniz hem de çok rahatsız olacaksınız. 

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.