Tenet Filmi İncelemesi ve Alice Aynanın İçinde

En nihayetinde Tenet’i izleme fırsatım oldu. Zaman üzerine düşünürken çok da merak ettiğim bir filmdi. Christopher Nolan’ın filmlerinin konuları kadar çekimler de muhteşem oluyor. Ama bu sefer nedense pek sarmadı, itiraf etmek gerekirse zor izledim. Aksiyonu bol, felsefi alt yapısı zayıf geldi, fikir harika ama işleniş fazla kafa karıştırmaya yönelikmiş gibi kurgulanmış diye düşündürttü. Yani amaç biraz kafa karıştırmak olmuş bu sefer bence. O yüzden hikayenin işlenişini pek beğenmedim. Filmin sonu başında veriliyor zaten ve şaşırmıyorsunuz. O kadar çok ters köşe yapılabilir ve öylesine insan zihnini zorlayabilirdi ki halbuki… 

Film ismini Sator karesi diye geçen palindromdan alıyor. Palindromlar tersten okunduğunda da aynı şeyi veren sayılar veya kelimelerdir. Bunlar büyüsel amaçla çok yaygın kullanılmıştır tarihsel olarak. 

“Sator Arepo Tenet Opera Rotas” bir kareye yerleştiğinde hep aynı cümleyi veriyor. Tersten okuduğunuzda da aynı kelime ortaya çıkıyor. Nolan, kelimenin mantığını işlememiş sadece palindrom yöntemini işlemiş.  Bu da bir hayal kırıklığı yarattı bende. İlk başta kelimeyi de işler diye beklemiştim. Ama tabi çok göndermeler var. Örneğin Pompeii ön planda bir yer, kötü adam Dünya’nın sonunu orada getirmek istiyor çünkü en eski Sator karesi orada bulundu. Filmde bütün kelimeleri kullanmış. Operasyonun gizli adı “Tenet”, Sator Rus işadamının adı, film Opera’da başlıyor, Rotas firma adı ve Arepo’da filmde geçen bir resmi yapan ressamın adı. Bu sırada bu Dünya’nın sonunu getirmek isteyen kötü adam olayı da tam bir klişe oldu artık. Biraz saçma geliyor. 

Filmin temel mantığı aslında tersine entropi. Entropi önemli bir evrensel yasadır, mühendislikte termodinamikte bolca bahsi geçer. En basit ifadesiyle her şey düzensizliğe gider demektir. Hücre yaşlanır ve insan ölür, çayınız oda sıcaklığında soğur, aldığınız bir araba doğada eskir ve yok olur… Bütün mühendislik süreci aynı zamanda entropi ile bir mücadeledir. Buradaki mantık bu entropi sürecini geri sarmak bunu da karşı madde ile açıklamışlar. Yani uzun zamandır kullanmadığınız için lastiği patlamış, camı kırılmış ve boyası kurumuş bir arabaya tersine entropi uyguladığınızda ilk baştaki haline geri gelir.  “Benjamin Bottun’un Tuhaf Hikayesi” de böyle birşeydi. Sanki tek bir kişiye tersine entropi uygulanmış gibi. 

Hikayede bolca zaman yolculuğu var. Bu fikrin sunuşu da  hayli ilginç olsa da aslında yabancı değiliz. “Harry Potter Azkaban Tutsağı” eserlerinde de benzer işlenmişti zaman yolculuğu. Bunlarda olmayan şey ise tersine entropi. Bir nesne veya kişi “evirtilmiş” olduğunda, tersine entropi işliyor ve bir şey olmadan önce görüyoruz. Örneğin bir kurşun atıldıysa, kurşun deliğini, yerde kurşunu görüyoruz, sonra tersine sarar gibi olay cereyan ediyor.

Bence bu fikri bilme dönüştürmeyi ancak Nolan cesaret edebilirdi, işlenmesi çok zor. Yine de bu fikir de çok orijinal değil.

Alice Aynanın İçinde ve Tenet

Mesela Alice Aynanın içinde eserinde (evet yine Alice geldi aklıma), çok benzer bir olay var. Orada da Beyaz Kraliçe’nin hafızası (aynanın içi olduğu için) çift taraflıdır yani bazı olayları olmadan önce hatırlamaktadır.

<“Geriye doğru yaşamak mı?” diye tekrarladı Alice büyük bir şaşkınlık içinde. “Böyle bir şey hayatımda hiç duymadım!”

“… ama böyle yaşamanın çok büyük bir faydası var; insanın belleği iki yönlü çalışır.”

“Benimkisi kesinlikle tek yönde çalışıyor,” diye belirtti Alice. “Henüz gerçekleşmemiş şeyleri hatırlayamam.”

“Sadece geriye doğru işleyen bir bellek zayıf bir bellektir,” dedi Kraliçe.

“Siz, en iyi ne türden şeyleri anımsıyorsunuz?” diye sormaya kalkıştı Alice.

“Aa, gelecek iki hafta içinde gerçekleşen olayları anımsarım,” diye yanıtladı Kraliçe kayıtsız bir şekilde.>

Ve Beyaz Kraliçe olmadan önce olayları yaşar, çünkü aynanın içidir… Ayna metaforu zaten Tenet filminde de var. Ayna’nın bir tarafı geçmiş, bir tarafı gelecek ve aynadan geçince ayna diyarına gidiyorsunuz aynı Alice hikayesindeki gibi!!!!

Tersine Olaylar

Mesela Alice Aynanın içinde eserindeki şu olayın temel fikrinin de Tenet’de işlenmiş olduğunu görüyorsunuz:

< “Alice tam, “Bir yerde bir hata var,” demeye başlamıştı ki, birden Kraliçe bir çığlık kopardı, öyle bağırıyordu ki, Alice cümlesini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Sanki elinden kurtulmak istercesine, elini sallayarak, “Ah, ah, ah!” diye avazı çıktığınca bağırıyordu. ”Parmağım kanıyor! Ah, ah, ah!”

Çığlıkları, bir buharlı trenin ıslığına öylesine benziyordu ki, Alice elleriyle kulaklarını tıkamak zorunda kaldı.

“Ne oldu?” diye sordu Alice, sesini duyurma fırsatını ilk bulduğu anda. “Parmağınıza iğne mi batırdınız?”

“Daha batırmadım,” dedi Kraliçe, “ama batıracağım çok yakında… ah, ah, ah!”

“Ne zaman olacak dersiniz?” diye sordu Alice içinde kabaran gülme isteğiyle.

“Şalımı bir daha tutturduğum zaman,” dedi zavallı Kraliçe ahlayıp vahlayarak. “Broş kendiliğinden açılacak. Ah, ah!” Bu sözler ağzından çıktığı anda, broş birden çözüldü; Kraliçe hiddetle broşu avuçlayıp iğnesini tekrar kapatmaya çalıştı.

“Dikkat edin!” diye bağırdı Alice, “Ters tutuyorsunuz!” Ve broşu yakalamaya çalıştı; ama çok geçti; iğne kayıp Kraliçe’nin parmağına batmıştı.

“İşte bu kanın nedenini açıklıyor, görüyorsun,” dedi Kraliçe Ali-ce’e dönüp gülümseyerek. “Şimdi artık burada olaylar nasıl gerçekleşiyor anlamışsındır.” >

Bir diğer beni sarmayan nokta da oyunculuk. Başroldaki kişinin oyunculuğunu bir türlü sevemedim, sert desen değil, zeki desen değil, tamam kendisi senaryo gereği “kimliksiz” bir kişi olmalı filme göre. Ama bu kadar da değil. En gizemli şahıs olmalı (çünkü ismini bilmiyoruz, geçmişini bilmiyoruz, geleceğini bilmiyoruz, kayıdı tutulmamış) Ama bu gizemli “şahıs” olayı çok daha güzel işlenebilirdi. 

Açıklamalar az tutulmuş ve Nolan net bir şekilde “anlamaya çalışmayın sadece hissedin” demek istemiş belli ki. Zaten bunu filmde de vermiş. En sevdiğim sahne orasıydı; elini evirtilmiş bir nesneye tuttuğunda zamanın geriden akmasına şahit olunca nasıl oluyor diye sorduğunda bilim kadını “içgüdülerini takip et, anlamaya çalışma” diye cevap veriyordu. Burası güzeldi.

Ama keşke bu sahne daha da önplanda tutulsaydı. Sanki Dünya’nın en normal şeyiymiş gibi izliyoruz filmde. Apple yeni iPhone çıkarmış gibi herkesin tepkisi. Bütün gerçekliği değiştiren bir buluş halbuki..

Bu sırada gerçekliği değiştiren derken, bu olayın içine giren bir kişi artık aynı bakış açısına sahip olamıyor filme göre. Bu muhteşem bir karakter evrimi ama o da güzel işlenmemiş. Sönük kalmış. Böylesi bir deneyim insana ruhsal bir olgunlaşma getirir, aslında ana karaktere getirmiş, filmde de ifade ediyor ama bunu göremiyoruz oyunculukta. 

Bunlara ek olarak Nolan’ın mesajı da çok net verilmiş. Hep ucu açık bırakılsa da kader, kaderdir, olması gereken olur, mesajı baskındı. Keza Sator karesi de tersten okunduğunda da, baştan okunduğunda da aynıdır; değişmez. En tipik örneğini Neil’de ve organizasyonun inancında görüyoruz. 

Sonuç olarak tersine entropi, zaman kavramlarının işlendiği ama nedense bana zayıf geldi bu film. Fikir muhteşem oyunculuk ve işleniş sarmadı, içine çekmedi. Gizem kısmı eksikti. Yine de üzerine düşünülecek harika sorular açtı… 

Efe Elmas

Kadim Lisan

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.