Harflerin Büyülü Dünyası: Futhark ve Rünler

“Odin the Wanderer” isimli bu tablo 1886 yılında George von Rosen tarafından tasvir edilmiştir.

Eski İngilizce’de “sır”, “gizem”, “fısıltı” anlamlarına gelen run, Eski İskandinav dillerinde ise “büyülü işaret”, “saklı ilim” anlamlarına gelen runir ya da runar etimolojik kökeninden gelen rünler (veya runeler) Germen ve İskandinav toplumlarının mitolojik hikayelerinde geçen tanrı Odin’in (Woden, Wotan) insanlara veya diğer tanrılara hediyeleri olarak bilinir. Rünlerin ortaya çıkışıyla ilgili tarihsel bir veri yoktur, sadece bulunmaya devam edilen el yazmaları ve yazıtlar vardır. Ancak rünlerin mitolojik bir kökeni vardır. Bu sebeple rünleri konu alan bu yazıya Odin ve Odin’in rünleri elde edişiyle ilgili kısa bir paragraf dizisiyle başlamak gerekir.

Odin Kuzey Avrupa mitlerinde savaş, bilgelik, büyü, kehanet, ilham, şiir, gökyüzü ve fırtına tanrısıdır. Odin ismi etimolojik olarak “ekstazi, ilham, delilik, öfke” anlamlarına gelen odr ve “usta” anlamına gelen inn kelimelerinin birleşimidir. Odin’in isminin tam anlamı konusunda çeşitli görüşler vardır ancak destanlar genellikle Odin’i “arkadaşlarıyla birlikteyken onların ruh halini vecd ile yükseltirken savaş sırasında gaddar ve merhametsiz bir hale bürünür” ifadeleriyle tanımlar. Odin’in “delilik” olarak adlandırdıkları ve aslında yüksek tanrısal bir ilhamla dolup taşma olan bu hali savaş, ozanlık, hakimiyet, bilgelik, kehanet, büyü, ölülerle ilgili uygulamalar ve Şamanik pratikler esnasında ortaya çıkan hislerle ilişkilidir.

Odin, tanrıların diyarı Asgard’ın hükümdarı ve her şeyin babası olarak tasvir edilir. Mitlere baktığımızda Odin’in etrafında karakteri hakkında ipuçları veren pek çok metafor vardır. Mavi, gri veya siyah renklerde olabilen bir pelerini, Gungnir adlı mızrağı, Draupnir adlı bilekliği, şekil değiştirmesini ve insanlar ve devler diyarında bu şekilde dolaşmasını sağlayan şapkası, gündüz dokuz diyarda uçup bilgi toplayan ve günün sonunda Odin’e gördüklerini anlatan iki kuzgunu Huginn (düşünce) ve Munnin (hafıza veya duygu), primordial içgüdülerini simgeleyen ve isimlerinin anlamı “kurt gibi aç” olan Geri ve Freki adında iki kurdu, sekiz bacağı olan ve dokuz dünyada seyahat etmesini sağlayan Sleipnir adında bir atı vardır. Bu dokuz dünya yaşam ağacı Yggdrasil üzerindedir. Ygg “korkunç olan” anlamına gelmektedir ve Odin’in isimlerinden biridir. Drasil ise “kısrak” demektir. Odin savaş alanında gezer ve onuruyla savaşıp ölen savaşçıları seçer. Daha sonra Valkürler bu savaşçıların ruhlarını “ölülerin salonu” anlamına gelen Valhalla’ya taşırlar. Buradaki savaşçılar Berserkerlerdir ve kıyamet günü Ragnarok için hazırlanırlar.

 Odin’in mitlerini okuduğumuzda en dikkat çekici noktalardan biri Odin’in devamlı bilgi ve bilgelik peşinde olması ve bunun için feda edemeyeceği hiçbir şeyin olmamasıdır. Rünlerin hikayesi de bu şekilde başlar. Odin, kader tanrıçaları Nornların aracılığıyla oğlu Balder’in ölümünü görür ve bunu önlemek için tüm evrenin bilgisine sahip olması ve olasılıklar zincirinin bütününü görmesi gerektiğini düşünür. Bu sebeple tahtını, zırhını ve mızrağını bırakır. Pelerinini, şapkasını ve asasını alır ve bilge dev Mimir’in kuyusuna doğru bir yolculuğa çıkar. Artık her şeyin babası Odin değil gezgin Gungir ismiyle kendini tanıtır.  Kuyudan bir yudum su içenin evrenin tüm sırlarına vakıf olduğu ve evrendeki tüm olasılıkları görebildiği söylenir. Şimdiye kadar kimsenin bunu başaramamış olmasının sebebi Mimir’in bu bilgelik karşılığında istediği bedeldir. Odin uzun maceralar sonunda Mimir’in kuyusuna varır. Mimir’in bedel olarak isteği üzerine sol gözünü hiç düşünmeden acıdan çığlıklar atarak olduğu yerden çıkarır ve kuyunun dibine bırakır. Bunun karşılığında kuyudan bir boynuz kadehle su içer ve o zaman geçmişi, şimdiyi ve geleceği, tüm olasılıkları, her şeyi görür ve anlar. Bir taraftan oğlunun ölümünü görürken bir taraftan da bu sürecin müdahale edemeyeceği bir süreç olduğunu ve Balder’in ölümüyle başlayacak kıyametin önlenemez olduğunu anlar. Bu sebeple Odin resmedilirken ya tek gözü olmadan ya da pelerini tek gözünü kapatacak şekilde resmedilir. Bu da Odin’in bir gözünün bu alemi diğer gözünün de öte alemi izlediğini ve gözettiğini gösterir.

Odin için bu yeterli değildir. Ölüm ve yaşamın, öte alemin sırlarına vakıf olmak ister. Bunun için yaşam ağacı Yggdrasil’e gider. Kendini dallarından (bazı kaynaklarda köklerinden) birine asar ve mızrağıyla göğsünü deler. Dokuz gün dokuz gece boyunca orada baş aşağı asılı kalır. Dokuz günün sonunda gözlerini açar, rünleri görür ve o an rünlerin tüm bilgisini, haliyle öte alemin tüm bilgisini alır. Öte aleme gidip geldiği için artık ölüm ve yaşamın sırlarına vakıftır. Bu sebeple Odin’in ölüm, yaşam ve ruhlarla ilişkisi savaş meydanında ölü savaşçıların ruhlarını toplamasından ziyade yaşadığı bu ölme ve dirilme süreçleriyle bağlantılıdır. Yaşam ağacından inen Odin rünlerin sırlarını insanlarla ve diğer tanrılarla paylaşmaya karar verir. Futhark alfabelerini oluşturan rünler Odin’in insanlara hediyesidir. İskandinav mitlerinin toplandığı kaynak Edda’nın “Har’ın Sözleri” (Har, Odin’in isimlerinden biridir ve “yüce olan” anlamına gelmektedir) anlamına gelen Havamal adlı bölümünde Odin’in rünleri elde edişi şu şekilde anlatılmaktadır (Aslı Eski İskandinav dili olan metnin Türkçe çevirisi bana aittir):

  1. Veit ek, at ek hekk vindga meiði á
    nætr allar níu, geiri undaðr
    ok gefinn Óðni,
    sjalfr sjalfum mér,
    á þeim meiði, er manngi veit
    hvers af rótum renn.
  1. Við hleifi mik
    sældu né við hornigi;
    nýsta ek niðr, nam ek upp rúnar,
    æpandi nam, fell ek aftr þaðan.
  1. Asıldığımı bilirim rüzgarın savurduğu ağaca
    Tam dokuz gün, dokuz gece boyunca
    Odin’e adanmış, bedenimi delen mızrakla
    Kendimi kendime kurban etmiş,
    Köklerinin derinliğinin bilinmediği o ağaçta
  1. Ne ekmek verdiler, ne de boynuzdan bir damla
    Belli belirsiz bir vizyonla baktım aşağıya
    Uzandım ve aldım rünleri çığlık çığlığa
    Ve düştüm tekrar o ağaçtan toprağa

Rünler Futhark alfabelerini oluşturan harflerdir. Bu alfabelerin en eskisi Elder Futhark olarak bilinir (Younger Futhark, Medieval Runes, Anglo-Saxon Runes diğer Futhark alfabelerinden birkaçıdır). Her alfabe olduğu gibi Futhark alfabesi ve rünik harfler de ilk olarak iletişim sağlama amacıyla değil ritüelistik amaçlar ve “enerjisel” çalışmalar için oluşturulmuştur. Bir tanrı tarafından verildiğine inanıldığı için kadim zamanlarda rünlere kutsallık atfedilmiştir. Her bir rünün imgesel bir karşılığı vardır ve her biri doğadaki bir güçle ilişkilidir. Bu tür ritüelistik çalışmalar için genellikle Elder ve Younger Futhark alfabelerindeki rünler kullanılır. Eğer el yazmalarına ve yazıtlara bakarsanız bu alfabelerin nadiren iletişim amaçlı kullanıldığını görürsünüz. Genellikle bu tür el yazmaları veya kazılarda bulunan çeşitli objelerin üzerindeki rünik yazımlar linguistik açıdan anlamsızdır çünkü rünlerin bu kullanımlarının farklı amaçları vardır.

Odin öte aleme gidip rünleri oradan bu dünyaya getirmiştir, dolayısıyla rünler öte alemin bilgisini taşır. Bu bağlamda rünlerin bu alem ve öte alem arasındaki bağlantımız olduğu çıkarımına ulaşabiliriz. Önceki paragrafta da dile getirdiğim üzere, rünlerin her biri doğadaki bir güçle veya “enerjiyle” bağlantılıdır. Enerji olarak nitelendirdiğimiz kavram soyut bir kavramdır ve beş duyuyla algılanabilmesi pek olası değildir. Bu gücü bir sembol aracılığıyla somut hale getirmenin yolu onu bir şekilde fiziksel olarak üçüncü boyuta taşımaktır. Rünlerle veya genel olarak sembollerle çalışmanın temellerinden biri budur. Kadim toplumlar bunu çok basit ve etkili yöntemlerle yapmışlardır. Rünler çizilerek, çeşitli yüzeylere kazınarak yahut sadece imgelenerek taşıdıkları potansiyel fiziksel dünyaya taşınabilir. Örneğin ateşle bağlantılı bir rün bazı geleneksel uygulamalar eşliğinde bir odaya çizildiğinde anında ateşin primordial enerjisi odaya yayılarak odadaki ataleti hafifletebilir, iletişimi artırabilir, odayı enerjisel olarak temizleyip arındırabilir hatta uzun süre rünlerle çalışıldığında odanın sıcaklığının fiziksel olarak arttığı dahi gözlemlenebilir. Veya aynı rün hayatımızın karanlık bir döneminde, önümüzü, bir sonraki adımımızı görmekte zorlandığımız bir dönemde bize rehberlik edebilir. Rünleri bu şekilde yazarak, çizerek, kazıyarak işlevsel hale getirmek çok kadim bir gelenektir. Ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarında Alman rün okültisti Friedrich Bernhard Marby, rünleri işlevsel hale getirmenin daha modern ama daha zahmetli ve yorucu bir yolu olan Stathagaldr (Rün Yoga) sistemini geliştirmiştir. Marby, önemli olan rünik çizimleri fiziksel olarak ifade etmekse o halde bu harfleri beden aracılığıyla taklit etmenin de rünlerle çalışmak için etkili olabileceğini öne sürmüştür.

Kadim zamanlarda Vikingler rünleri ve rünlerin bağlanarak bir araya getirildiği sembolleri hayatlarının her alanına dahil ederlerdi. Bereket seremonilerinde hayvanların veya toprağın üzerine çizer, savaşa gidecekleri zaman hem korunmak, hem yolu kaybetmemek hem de tanrıların yardımını istemek için vücutlarına çizer veya savaş aletlerine kazırlardı.  Veya şifa ritüellerinde yine çeşitli şekillerde kullanırlardı. Bazı kayıtlara göre sefere giden Viking gemilerinin rahatça yol alabilmesi için bazı rünlerin taş, ağaç gibi levhalara yazılıp denize atıldıklarını veya gemide taşındıklarını belirtmektedir. Bu sayede rünler aracılığıyla denizin dalgalarına ve hava durumuna müdahale edebildiklerine inanırlardı. Değişen zamanla birlikte insanların ihtiyaçları da değiştiği için günümüzde rünlerin kullanımı da bu doğrultuda değişmiştir. Rünler günlük yaşamda iş hayatında, ilişkilerde müdahale edemeyeceğimizi düşündüğümüz konularda destekleyici olabilir ve beraberinde her alanda çok büyük bir şifa getirir.

Yukarıda rünlerin kullanımına ilişkin kısaca bahsettiğim yöntemler dışında tarot, kahve falı, el falı gibi kehanet alanında da kullanılması söz konusudur. Rün kehaneti, rünlerin değişen zamanın etkisinde kalmadan geleneksel yapısının sürdürüldüğü bir yöntemdir. Bunun için rünler çeşitli küçük cisimler üzerine çizilir veya kazınır (geleneksel olarak kemik üzerine veya fındık ağacı dalının yassı halde kesilen yüzeylerine çizilir) ve daha sonra bu rün destesi için özel olarak hazırlanan bir keseye konur. Bir soru sorulur ve daha sonra birkaç tane rün seçilir (geleneksel olarak rün açılımlarında üç tane rün seçilir ancak tarotta çeşitli açılımlar olduğu gibi rün kehanetinde de farklı açılımlar mevcuttur). Daha önce de bahsedildiği üzere her bir rünün kendisine ait bir imgesi vardır. Çekilen rünler soruyla bağlantılı olmak üzere kendi imgeleri üzerinden yorumlanır ve bu şekilde kehanette bulunulur. Sonsuz olasılıklar evrenini simgeleyen rün dolu kesenin içinden çekilen harflerin en olası cevaba karşılık geldiğine inanılır.

Özenç Irmak

Özenç Irmak

Özenç 1996 yılında Erzincan'da doğdu. Liseyi Erzincan Anadolu Lisesi'nde, lisans eğitimini Ege Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümünde tamamladı. Şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünde yüksek lisans yapmaktadır ve tez aşamasındadır. Lise yıllarından itibaren çeşitli metafiziksel konularda araştırmalar ve çalışmalar yapmaktadır. Kadim toplumların geleneksel pratikleri, antropoloji, rüneler, yoga, reiki gibi alanlarda araştırmalarını ve çalışmalarını sürdürmektedir. Efe Elmas'tan Reiki I (2013) ve Reiki II (2017) uyumlamaları almıştır. 2016'da Zeliha Zerrin Albay ile 200 saat Temel Yoga Hocalık Eğitimi programını tamamlamıştır. 2015, 2017 ve 2019 yıllarında Ayşe Nilgün Arıt'ın Maya Şaman Öğretileri eğitimlerine katılarak şamanik pratikleri deneyimlemeye başlamıştır. Efe Elmas ile 7 modül Tanrıça'nın Uyanışı ve yine Efe Elmas ile Mitoloji ve Masalın Sırları eğitimlerini tamamlamıştır. Sıla Topçam ile Masal Kapısı: Masal Anlatıcılık Atölyesine katılmıştır. Tüm bu alanlardaki çalışmalarına ve araştırmalarına devam etmektedir. 2018 yılında İzmir Mavi Yoga'da Rüne Yoga atölyeleri yaparak Rünik Yogayı (Stathagaldr) Türkiye'de ilk defa gerçekleştirmiştir. 2019'dan beri Kadim Lisan'da Rüne Bilgeliği ile ilgili eğitimler yapmaktadır.

2 Yorum
  1. Merhabalar, ben tamamen tesadüf eseri bir Rün destesine sahip oldum. Bundan 15 sene önce. Ve o günden beri, hayatımdalar. Kanada’ya taşınana kadar da, Istanbul’da bundan, gizeminden, güçlerinden haberdar olan sadece bir rahibe rastlamıştım. Bu taşlar hakkında anadilimde bir yazı okumak hoşuma gitti. Tanışmak da isterdim sizinle. Sohbet edebilmek. Ellerinize sağlık.
    Kadim İnsan’a da sosyal medyada rastlamıştım. Takibi keyifli. Sevgili Efe’ye de teşekkürler. Sevgiler. Elif Barut

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.