Anlatıcı – Mekân İlişkisi

 

Sanatın mekânla olan ilişkisine baktığımızda karşımıza pek çok örnek çıkar. Bir tiyatro oyunu eğer sahneleme mantığı onu çerçeve bir sahneye uygun görmüşse orada gerçekleşir ancak bazı oyunlar vardır ki -bizim geleneksel tiyatromuzda olduğu gibi- ortaoyunu şeklindedir ve seyirciler seyir yerini kuşatmışlardır. Bir resmi galeride görebiliriz ya da bir mekânın duvarlarında. Heykeller için açık alanlar tercih edilebileceği gibi kapalı mekânlarda, müzelerde de heykelleri inceleyebiliriz. Müzik her mekânda dinlenebilir oldu günümüzde ancak bir konsere gideceksek bunun için uygun olan ses sistemi gibi materyallerin bulunduğu mekânlarda daha çok keyif alırız. Akustik olarak çalınacaksa bile sesi iyi duyacağımız bir mekânda gerçekleşir konser.

Masalların mekânları neresidir peki? Meddahlar kahvehanelerde anlatmışlardır, gezgin masalcılar köy meydanlarında, evlerde anlatılır masallar, anneler yatağın yanında anlatırlar, mağaralarda anlatılmışlardır, deniz kenarlarında, sahnede de anlatılır masallar, ekranlarda da. Sadece ses olarak da duyabiliriz onları radyoda, görüp hissedebiliriz de. Masalın tek bir mekânı yoktur her mekâna uyum sağlama yeteneği vardır. Tıpkı her anlatıcıya, her kültüre, her yaşa uyum sağladığı gibi.

Peki ama sahnede anlattığımız bir masalı evimizin salonunda gibi anlatabilir miyiz? Peki ekranlardan masal anlatırken diz dize olduğumuzu mu düşleyeceğiz. O zaman masalın gerçekliğinden çıkıp tiyatronun gerçekliğine adım atmış oluyoruz. Tiyatroda sahneleme, belli gerçeklikler içindedir. Kendi gerçeğine göre sahne üzerindeki zaman ve mekân değişim gösterir. Elbette bu sözüm klasik dramatik oyunlar için geçerli. Masalda şimdi ve şu anda olmak önemlidir. Masal anlatımı doğaçlama bir şekilde gerçekleşir. Anlatıcı bakış açısı, zamanın ve mekânın ötesinde hatta zamansızlık ve mekânsızlıktadır. Geçmiş zamanda değildir sadece, gelecekte de değildir. Şimdi ile daha sıkı bağları vardır. Dinleyiciyi göz ardı etmez. Dinleyicinin her zaman farkındadır. Peki, dinleyicinin farkındaysa mekânın da farkında olması gerekmez mi? 

Anlatıcın ustalığı bulunduğu mekânla ve zamanla kurduğu bağdan anlaşılır. Kendi hayal dünyasının içinde dinleyiciden ve anlattığı masalın yaşattığı duygulardan bi haberse, sadece kendi dünyasının hezeyanları içinde coşkunluğa eriyorsa anlatımın bizde hissettireceği güvenlik hissini o masalcıdan alamayız. Seyirci olarak isteriz ki masal anlatan kişi bizi görsün, anlattığı her şeyin gerçek olduğuna inanırız. Biliriz ki iyiler kazanacak. Anlatıcının bizi güvenle limana getireceğinden emin kalbimizi ona açarız. Onunla kötülüklerle savaşırız, onunla güleriz onunla ağlarız. Biliriz ki emin ellerdeyiz. Anlatıcı eğer dinleyicinin, zamanın ve mekânın farkındaysa bizi o zaman belirsizlik denizinin içine sokabilir. İşte o zaman bize masalı yaşatabilir. 

 

Anlatıcı, mekânla organik bir bağ içinde olmalıdır. Sahne evi değil, evi sahne değil, ekran bir ağaç altı değildir. Ancak o zaman, bu gerçekliğin farkında olarak bizi gerçekliğin dışına götürebilir. İki kere kanmayız. İlk kandırmayı kendi dışında bir yere atarsa anlatıcı daha sonra söyleyecekleri yansımanın da yansıması olur. Masalda duyduğumuz hakikate bir anlaşma ile kendimizi açarız. Mekânsal düzlemimiz sağlamsa, döneceğimiz yeri biliyorsak bu anlaşma daha kolay hale gelir. 

 

Bu sebeple, anlatıcı kendi gerçekliğinden, mekânın gerekliliğinden ve seyircinin o anki konumundan haberdar olmalı, mekânın gerekliliğini anlatımına uyarlamalıdır. 

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.