Çaykovski Neden Masalları Tercih Etti? – Kuğu Gölü Balesi ve Masalı

Masallar o denli güçlü sözlü gelenek ürünleridir ki binlerce yıldır insanlığı etkilemiştir. Edebiyattan, sanata her alanda masalların ince dokunuşunu görebiliriz. Hayal gücünü besleyen, insanı masalların büyülü diyarına götürüp orada dönüştürüp geri getiren masallar o yüzden şifalıdır. Masallar, bilgedir. Adeta canlıdır. Ne yapmaları, hangi arketipi ve imgeyi sunmaları, ruhta nereyi dönüştürmeleri gerektiklerini bilirler. Yaşarlar, büyürler, bölünürler, ölürler ve yeniden doğarlar. Bazen de bir başka sanat eserinin doğumuna vesile olurlar ve o sanat eserinin “ruhu olur”, ölümün sessizliğinden bambaşka bir veçhe ile yeniden doğarlar.

“Kuğu gölü” de işte böyledir…  Hepimizin ismen veya müziğiyle aşina olduğu “Kuğu Gölü Balesi” Pyotr İlyiç Çaykovski tarafından 1875-1876 yıllarından peri masallarından ilhamla bestelenmiştir.

Çaykovski ve Hayatı

Kendisi bir devlet memuru olarak yetiştirilse de küçük yaştan beri müziğe olan ilgisi sebebiyle ailesine karşı gelerek müziği seçmiştir. Gençliğinden beri melankolik olduğu bilinmektedir. Bir çok açıdan zorlu dönemlerden geçmiş ve duygusal sallantılar yaşamış, yıpratıcı bir hayata sahip olmuştur. Annesinin ölümü, öğrencisiyle evlenmesi ve bununla ilgili yaşadığı vicdan azapları, evliliğinin kötü olması, eşcinselliğini maskülen toplumda gizlemek zorunda kalması ve açığa çıkma korkusu, 13 yıldır onu başta maddi olmak üzere destekleyen Nadezhda von Meck ile ilişkisinin bitmesi, eserlerine gelen sert eleştiriler gibi birçok zorlu süreç onu depresif bir kişi yapmıştır. Bütün bu acıları ve delirme hallerinden müzik sayesinde kurtulduğunu hep dile getirmiştir.

“Müzik gerçekten de, Tanrı’nın karanlıkta amaçsızca gezinen insanlığa sunduğu tüm hediyeler arasında en güzel olanıdır.”

Çaykovski’nin ölümü de oldukça gizemlidir. En tutkulu eserlerinden biri olan 6. Senfoni’nin galasından 9 gün sonra koleradan ölmüştür. Kimisi bunun bir intihar olduğunu dile getirse de, ölümü hala gizemini korumaktadır. 

Çaykovski Neden Masalları Tercih Etti?

Çaykovski’nin masallara düşkünlüğü bilinmektedir. Kuğu Gölü balesinin bu denli güçlü olması, Çaykovski’nin yüksek dehasını masalların büyüsüyle beslemesinden öte gelmektedir. Etkilendiği masal ise Johann Karl August Musäus’un derlediği Alman masalı “Çalıntı Örtü” masalıdır. Bazı araştırmacılar “Beyaz Ördek” isimli bir Rus masalından etkilendiğini düşünse de, masalın gidişatı Alman masalına daha çok uymaktadır. Zaten imgeler de Dünya’nın dört bir yanında benzerdir.

Kuğu gölünden sonra 1890’da bir başka masalı, hepimizin aşina olduğu “Uyuyan Güzel” masalını ele almıştır. 1697 yılında öncü masal derlemecilerden Charles Perrault’un derlediği masallardan biri olan “La Belle au Bois Dormant” yani “Uyuyan Güzel” şimdilerde olduğu gibi o dönemlerde de yoğun olarak bilinen, popüler masallardan biriydi. Ayrıca farklı coğrafyalarda var olan öykü ve masallardan biri olan “Fındıkkıran ve Fareler Kralı” da (Der Nussknacker und Mausekönig)  Çaykovski tarafından uyarlanmıştır.  Ernst Theodore Amadeus Hoffmann, Fındıkkıran’ı derlenmiş masallardan etkilenerek 1815’de kaleme almıştır. Alexandre Dumas tarafından ise yeniden daha yumuşak bir biçimde uyarlanmıştır. Fındıkıran da büyülü, masalsı bir atmosferde geçmektedir.

Şarkın Masalları

Çaykovski yaşadığı dönemde iki defa dönemin Osmanlı İmparatorluğunu ziyaret etmiş ve gezmiştir. Trabzon, İzmir, İstanbul şehirlerini dolaşmış ve mektuplarında bu ziyareti için “Nedense bütün bunlar bana Şark’ın masallarını hatırlatıyor.” demiştir. Bu ziyaret ve duygularını ifadesi, hayatı masallarla algıladığını göstermektedir.

Akademisyen Thérèse Hurley, Çaykovski’nin balenin saflığına olan inancından bahseder. Çaykovski için balenin çocuklukla olan bağı, müziklere ve kompozisyonlara yansımıştır. Çaykovski’ye teklif geldiğinde, bale için beste yapmayı memnuniyetle kabul etmiştir çünkü Çaykovski’nin arkadaşı ve müzik eleştirmeni Herman Laroche şöyle açıklamaktadır bu durumu;

“O eser, büyülü dünyada, pandomim ve dansla ifade bulan saf bir masaldı. Çaykovski balede gerçekçiliğe katılmaz”. 

Çaykovski için masal dünyasını esere yansıtmak, balenin çocuksuluğu açısından çok önemlidir. Bellki ki onun için iyinin ve kötünün savaşında, çocukluğun saflığının bir arayışıdır masallar. 

Çaykovksi, baleyi, bir çocuğun fantezi dünyasına tamamen dalmak için ideal bir tür olarak ele almıştır. Haliyle kuğu gölü, uyuyan güzel ve fındıkkıran gibi fantastik hikayelerde, seyirciyi kuğu kızların, büyücülerin, perilerin, cadıların, fare krallerin, prenslerin ve prenseslerin olduğu sihirli bir dünyaya çekme amacı vardır. Çaykovski’nin bestelerindeki asıl amaç bu sihirli dünyaya bir davettir.

Belki de tüm amacı, hayatın sarsıntılarından, acılarından, müzik vesilesiyle biraz sıyrılmak ve çocuklukla bağ kurarak her şeyin yolunda olduğu zamanları hatırlatmaktı… Biraz olsun nefes aldırmak ve sihre, iyiye, güzele inandırmaktı.

Bale’nin Şöhreti: Siyah Kuğu

Kuğu Gölü balesini ünlü yapan bir diğer unsur ise masalın içinde olan ilahi karakter ile şeytani karakteri aynı balerinin oynamasıdır. Beyaz kuğu olan Odette ile siyah kuğu olan Odile gölge karakterlerdir. Aynı kişide beden bulması hem zor icraat edilen hem de izleyene güçlü bir arketipsel dönüşüm yaşatan bir deneyimdir. 2010 yılında bu durum, “Black Swan” isimli oldukça etkileyici olan filmde de yer alır. 

Çaykovski’nin ölümsüz eserinden, filme uyarlanmasına ve edebiyata kadar bu denli etkileyici olması yönetmen ve sanatçılarının dehası ve aynı zamanda masalın arketipik gücünden öte gelmektedir. Beyaz kuğu ve siyah kuğunun birbirine karşıt duruşu, içsel çatışmalarımızı, gölgelerimizle olan yüzleşmeleri içerir. Masalda ve balede karşımıza çıkan manipülasyon yaparak ruhu ele geçiren kötü büyücü ve kötü Kraliçe ile aşkın masumiyetinin bir mücadelesine şahit oluruz. Aşktaki fedakarlık, iyi ile kötünün savaşı, zamanı aşan bir dizi simgesel anlatım içermektedir. Hala daha hayatın içinde kendimizle olan savaşta, gölgelerimizle yüzleşmemizde veya aşkın herhangi bir anında kendimizden ödün verip kendi değerimizi böylece bulmamızda bu ölümsüz eserler kendini gösterir. Bu ölümsüz eserler bize bizim kendimizin bile haberdar olmadığı en derin şeyleri simgesel bir dille anlatırlar.

Kuğuya Dönüşme

Kuğuya dönüşen genç kızların masalları çok yaygındır. Avrupa’dan Rusya’ya kadar yayılmıştır. Bazı masallarda nadiren biz bunu ördek olarak görürken, Anadolu masallarında çok daha yaygın olarak peri kızları kendilerini güvercin gibi gösterirler. Kaz da yine bir diğer semboldür. Ama özellikle kuğu, “genç kız arketipi” olarak en etkileyici hayvanlardan biridir. İçteki ilahili, kutsal dişiyi temsil eden bir semboldür.

Kuğu gölü masalının sonu herhangi bir masalda olduğu gibi mutlu bitmemektedir, sonun trajik bitişi, mitik bir bitiştir. Belli ki bir grup yıldızın yaratılış mitine bağlanmaktadır. Yine de şüphesiz ki masalın mutlu bittiği versiyonlar -derlenmiş ya da derlenmemiş olsun- muhakkak vardır çünkü insanın ve masalın ortak doğası gereği sözlü kültürün içerisinde mutlu sona çevirilir. Masalımız kısaca şöyle;

Saklı Örtü Masalı (Kuğu Gölü Masalı)

Bir zamanlar, Odette isimli bir prenses kötü bir büyücü olan Baron Von Rothbart (Kızıl Sakal) tarafından kaçırılmış. Baron Kızıl sakalın hayatının amacı, babalarını, eşlerini sorgulayan, onlara itaatsizlik yapan kadınları kaçırmak ve cezalandırmakmış. Odette kaçırılan diğer genç kızlardan biriymiş. Kızıl Sakal onları bir büyüyle lanetlemiş ve elinde tutmaya başlamış; onlar gün boyu kuğu olarak dolaşacaklarmış ve geceleri yine genç kızlara dönüşeceklermiş. Bu kara büyücünün bir de kızı varmış, İsmi Odile imiş. Onun da bazı büyülü güçleri varmış. Bunlardan biri de kuğuya dönüşebilmekmiş. İstediği zaman kuğuya dönüşebilirmiş ama sadece siyah bir kuğu olabilirmiş. Bunlar dışında da başka büyülü güçleri varmış ama babası kadar da güçlü değilmiş.

Başka bir diyarda Clothilde isimli bir Kraliçe varmış ve onun genç oğlu en sonunda erginlik yaşına gelmiş ve kral olmaya adaymış.  Bu delikanlının ismi Siegfried’miş ve oldukça çapkın bir prensmiş. Bir sürü kadın onun cazibesine kapılır, tatlı diliyle, şeytan tüyüyle yatağına girer ama o hiçbirine de hiçbir zaman aşık olmazmış. 

Günlerden bir gün…

Kraliçe ve Baron Kırmızı Sakal buluşmuşlar ve Kırmızı Sakal’ın kızı Odile’yi prensle evlendirmeye karar vermişler. Bu Kraliçe için çok uygun bir teklifmiş çünkü Siegfried’in evlilikle dikkatinin çok dağılacağını böylelikle tahtı ele geçirmeyeceğini düşünmüş. Onun Kral olmasında gönlü yokmuş.

Evlilik kararları alınırken ve bütün bu planlar yapılırken bir gün Siegfried avlanmaya göle doğru çıkmış. Gölde harika kuğular görmüş ve onlardan birini avlamaya karar vermiş. Okunu ve yayını ayarlamış, ki bu konuda çok iyiymiş, tam okunu atacakken güneş batmaya başlamış ve Ay yükselmiş. O anda gözleri önünde kuğu, çok güzel bir genç kıza dönüşmüş. Bu Odette imiş. Seslenmiş Odette, “Dur, beni öldürme” demiş.

Odette de Siegfried’da zaten birbirlerini gördükleri anda ilk görüşte aşka tutulmuşlar. Hemen kavuşmuşlar. Siegfried neden kuğu olduğunu sorunca Odette, kendisinin üzerinde bir lanet olduğunu ona anlatmış. Ancak gerçek aşk ve sadakatle kurtulabileceğini ve lanetin bozulabileceğini söylemiş. Eğer ki sevgisine karşılık vererek, sadakat sözü veren kişi ona ihanet ederse, bir kuğu gibi yaşamaya mahkum olacağını ve sonsuza kadar insan olamayacağını da dile getirmiş. Prens ona o kadar aşıkmış ki sonsuza kadar onu sevme, sonsuza kadar ona sadık olma ve evlenme sözü vermiş Odette’ye. 18. Yaş gününde gelmesini ve onu gelini, biricik sevgilisi olarak bütün konuklara sunacağını söylemiş.

Bu balo bir maskeli baloymuş…

…Ve Siegfried’in bilmediği ise Kızıl Sakal ile onun kızının da baloda olduğuymuş. Ve Kızıl Sakal’ın Odette ile olan aşkından da haberdarmış.

Baron Kızılsakal bir emir vermiş ve tüm aynaları örtülerle örttürmüş; Odile’ye bir büyü yapmış ve onu Odette olarak göstererek, gerçek kimliğini gizleyecek şekilde büyülemiş. Ayrıca prens ile dans etmesi ve prensi baştan çıkarması konusunda da onu zorlamış.

Saraydan gelen emirler sebebiyle Odette’nin saraya girmesi engellenmiş. Ve Odette pencereden umutsuzluk içinde sarayın içine bakmaya başlamış belki sevgilisine ulaşır diye.

Baştan çıkarıcı dansın sonunda, Odette sandığı Odile’yi yetkililere gelini olarak tanıtmış ve evleneceğini dile getirmiş. Pencereden bunu gören Odette derin bir acı hissetmiş ve bir anda hızlıca bir kuğuya dönüşmüş; bu sefer sonsuza dek… Prens dışarıdaki sesleri işitince ve kuğuya dönüşen Odette’yi görünce hatasını anlamış ve oynanan oyunu da… Çok üzülmüş ve hızlıca peşinden koşmaya başlamış Odette’nin. Ona yetişmiş ve ona her şeyi anlatmış. Sözünü tutacağını, onsuz bir yaşamı düşünemeyeceğini dile getirmiş. Ve böylece Odette ve Prens Siegfried sarılarak uçurumdan aşağı göle, ölüme doğru atlamışlar.

İki aşığın öldüğü gölde, ruhları birbirine sarılmış bir şekilde döne döne yıldızlara ulaşmışlar.

İkisi sadakat ve aşkla buluşunca Kızıl Sakal’ın büyüsü bozulmuş ve tüm kuğu kızlar lanetten kurtularak özgür kalmışlar. Lanetin bozulmasıyla birlikte Kızıl Sakal gücünü kaybetmiş ve oracıkta ölmüş. Genç kızlara dönüşen kuğu kızlar ise bu iki aşığın gökyüzünde ebedi bir sarılışla parladıklarına şahit olmuşlar. Sonsuza kadar aşkları ve sadakatleri nice insana ilham olmuş. 

Masalın Sembol Dili

Aynalar, Gölgeler ve İkizler

Masalda bu kadar ayna motifinin güçlü olması da oldukça anlamlıdır. Black Swan filminden de özellikle aynalar, ikili karakter arasındaki geçişte önemli bir simge olarak yer almıştır. Ayna hakikati, bilinçdışımızdaki derin ve gizli doğamızı gösteren yani her şeyin “ötesini” gösteren bir simgedir. Haliyle aslında Odile ve Odette birbirinin yansıması ve Jung’un ifadesiyle gölge arketipi olarak yer almaktadır. Haliyle filmde de masalda da aslında bilinçdışındaki bastırılmış kişiliğin bir temsilidir. 

Masal ve Oyunun İsimlerindeki Sembolik İfade

Masalın isimlerinin etimolojik kökeni, masaldaki çatışmanın ne olduğuyla ilgili bize bilgi vermektedir. Odetta Eski germen ismi olarak “Oda” ve “-tte” birleşiminden oluşuyor ve anlamı “zenginlik sahibi olan” demektir, aynı zamanda “deniz” anlamına da gelebilmektedir köken olarak.

Odile ise Eski germen isminde “savaştaki ganimet” veya “savaşta zafer” anlamlarına geliyor. Her koşulda “Ot” eki, zenginlik anlamına geliyor. Yani masal bize iki tür zenginlikten bahsediyor. Biri savaş sırasında; acıyla, ölümle, işgalle elde edilen bir ganimet ve bir de doğal olarak elde edilen bir zenginlik. 

Odile, Büyücü’nün kızı ve esasında zorunlu bir şekilde kendini kötülük içinde buluyor. Bu kişinin gölgesini temsil ediyor ve büyücü onu ele geçirmiş durumda ama özünde büyük sihir ve güç taşıyor. Odile ise kişinin kendi ruhunda bulunan zenginlik lakin kötü büyücü tarafından esir tutulmuş durumda. Masaldaki tek kötü karakter kötü büyücü değil aynı zamanda Prens’in annesi Clothilde. Onun etimolojik anlamı ise “savaşta meşhur olan” demek. Bu da elbette tesadüf değil. Kızılsakal ise kızılın mars haliyle savaşla olan ilgisi sebebiyle manidar.

Savaş ve zenginlik çatışması, aslında güçlü bir içsel çatışmayı temsil etmektedir. Eğer daha toplumsal yorumlayacaksak, aşk ile temsil edilen arayış sırasında, toplum veya o arayışı engelleyen büyük engellerle olan mücadeledir. Aşkın naifliği ve dış veya içsel dayatmaların, zorunlulukların sertliği, bu masalın temel dokusunu hissettirmektedir.

 

Aşkın En Saf Hali: Kuğu

Aşkın En Saf Hali ise kuğu ile sembolize edilmiştir. kuğunun tek eşli olması ve ölene kadar partnerlerine olan bağlılığıdır. Derin bir sadakat duygusuna sahiptirler ve öldükten sonra bile bağlılığını sürdürenler vardır. O yüzden aşkın en saf halini temsil eder şekilde bolca denk geliriz. Kuğu sembolizmi için lütfen bakınız: Kuğu Sembolü ve Anlamı 

Çaykovski bu derin masalı, her birimizin yüreğine hitap edicek şekilde ölümsüz hale, sese, tınıya ve muazzam bir performansa dönüştürmüştür. Hayatı her ne kadar acı ile geçmiş olsa da, aşka inancı tazeleten, müzik ile karanlıkta yol bulmayı öğütleyen bilge bir ruh olarak ışık tutmuştur geride kalanlara.

Efe Elmas
Kadim Lisan

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.