Goethe’nin Masalı, Sembolleri ve Masala Bakış Açısı

Johann Wolfgang von Goethe’nin Şehrazat gibi yarattığı masal anlatıcısı yaşlı rahip, masalını anlatmaya başlarken şöyle söylermiş: “Bu akşam size bir masal sözü veriyorum. Bu masal sayesinde hiçbir şeyi hatırlamamanız gerekir yahut da her şeyi hatırlamalısınız.”

Goethe’nin “Masal”’ı da böyle. Literatürde “Yeşil Yılan ve Güzel Zambak” diye geçen lakin Goethe’nin sadece “Masal” alarak nitelendirdiği masalı 3 ay gibi çok kısa sürede, 1975’te yazılmıştır. İçine girdiğinizde, bu simyasal masalın simgelerine kendinizi açtığınızda bir sürü şeyi “hatırlatıyor” veyahut açmazsanız hiçbir şey hatırlatmıyor. Beni etkileyen  şey sık sık masalın içinde “Artık vakti geldi!” denmesiydi. En nihayetinde vakti gelen şeyin, bir tapınağın yerin altından yükselişi olduğuna şahit oluyorsunuz, bir sırrın hatırlanışı; aşkın. Ve bin yıllık yeni bir çağın başladığı müjdeleniyor. 

Bu dönemde de büyük sarsıntılar geçiriyoruz ama belli ki depremlerle, hastalıklarla, ölümlerle Goethe’nin Masal’ı gibi yeni bir şeyler uyanıyor ve inanıyorum ki güzel bir yeni dönem olacak.

Katherina Mommsen’in yorumlamaları ve aktardığı bilgiler çok değerli. Schiller ile olan mektuplaşmalar üzerinden bize hem “Masal” eserini yorumluyor hem de masala bakışını özetliyor.

Goethe ve Masallar

Goethe masalı şöyle tanımlıyor :

“Onun asıl karakteri ahlaki bir gaye gütmesi ve o yüzden insanı bizzat kendine değil, bilakis kendinin ötesine kayıtsız serbest bir alana yönlendirmesi ve taşımasıdır”

Onun için masal, mümkün gözükmeyeni gerçek ve kuşkusuz olan olarak sunmasıdır. Haliyle büyü ve hayal dünyasının özgürlüğünü, kısıtlı gerçeklikle birleştiren bir unsur olarak önemlidir. Goethe için masal, zihnin değil hayal dünyasının yarattığı bir eserdir. Haliyle şiirle yakından ilişkilidir ve anlaşılma derdi olmaksızın özgürlük alanıdır. Sembolik dilini önemseyen Goethe, eğlendirici bir eğitim aracı olduğunu da kabul eder. 

“Altın Kral adama dedi ki:

-“Kaç tane sır biliyorsun?”

-“Üç”, diye karşılık verdi ihtiyar.

-“En önemlisi hangisi?”, diye sordu gümüş Kral.

-“Besbelli olan”, diye karşılık verdi ihtiyar.” – Masal, Goethe

Goethe’nin “Masal”’ı 

Masal çok özetle 2 tane Işık Cin’in yaşlı bir kayıkçının yardımıyla nehirden karşıya geçmesiyle başlıyor. Işık cinleri silkelenerek üzerlerinden altın verse de kayıkçı sadece toprak meyveleriyle ödeme alındığını, nehrin altın kabul etmediğini söylüyor ve onlardan söz alarak onları serbest bırakıyor. Altınları, yerin altında bir oyuğa atıyor kayıkçı ve güzel yeşil bir yılan çıkan sese uyanıyor, altınları yediği anda parlamaya başlıyor… Ve yeşil yılan her daim parlamak için bu ışığın peşine düşüyor.

Bundan sonra masal, lambası olan bir adam, yaşlı karısı, Zambak adında güzel bir kadın, onun aşığı olan yakışılık bir Prens ile devam ediyor… Bütün karakterler iş birliği yapmaya başlıyor.  Ve biz masal boyunca yerin altında “vakti gelmemiş” bir tapınağın, bir dizi olay sonucunda vaktinin gelerek yeryüzüne çıkışına şahit oluyor. Tapınakta duran 4 bilgeliği temsil eden 4 Kral da sırları temsil ediyor; altın kral bilgeliği, gümüş kral ışığı, tunç kral ise kuvveti temsil ediyor. Dördünce en küçük olan Kral ise her birinin karışımından oluşuyor ve sevgiyi temsil ediyor. 

Masalın sonunda zambağın ellerinde ölen ve tapınağın uyanışı, yılanın fedakarlığıyla yeniden dirilen prens bir seremoniyle kutsanıyor. Dünya’ya hükmeden 4 kral kutsamalarını veriyor; Altın kral meşe tacını, gümüş kral asasını, tunç kral ise kılıç veriyor. Dördüncü gücün hep unutulduğunu söylüyor ihtiyar adam ve şöyle diyor;

“Fakat sen dördüncü gücü unuttun; o, diğerlerinden daha eski, daha umumi ve kesin olarak dünyaya gükmetmiştir. İşte bu sevginin gücüdür.” 

Ve Yaşlı bilge ihtiyar masalda şunu ekliyor;

“Aşk hükmetmez, fakat şekililendirir ve bu daha fazla bir şeydir”

Masalda yer alan gölgesiyle sıkıntılar çıkaran dev karakteri ise masalın sonunda ölüyor.

Masal içe içe geçmiş hikayelerden oluşuyor. Goethe özellikle “Binbir Gece Masallarının” zincirleme anlatısından çok etkilendiği için karmaşık bir şekilde masalı ele alıyor.

Peki bu masal ne anlatıyor? – Masal’ın Sembolleri

Goethe, masalın yorumlanmasından çok hoşnut kalıyordu lakin kendisi özellikle yorum yapmamıştır. Goethe’nin mektuplaşmalarından aslında neyi ima ettiğini anlıyoruz. Katherina, Goethe’nin yazdığı “Masal”ındaki açığa çıkan tapınağın, sanatın ve estetik algının, haliyle şiirin uyanışı olarak yorumluyor. Bu uyanışla beraber gelebilecek bir çağ anlatılıyor; sanatla devletin içe içe olduğu… Bu mabet en çok ziyaret edilen mabet oluyor masalda. 

Parlayan yılan ise yaratıcılığın içten keşfi.  Işık cinleri genişliklerini feda ederek yukarı doğru sivrilerek güzelleşebilmektedirler. Bu cinler yaratıcılığın, sanatın özgürlüğünü, hareketliliğini ve onlardan çıkan altınlar ise tabiatın verdiği ilhamdır, fikirlerdir Bunlar yılanı besliyor… Bize düşen ise sanatçı ruhumuzu besleyecek ilhamı kabul etmek.

Yılanın kuyruğunu ısırması , ki ouroboros olarak bilinir, sonsuzluğu temsil ederken, içten parlaması, güneş gibi kendi içinde ışığını bulması anlamına geliyor ve kuyruğunu ısran yılan olarak ve sonsuz bir köprü olarak sonsuz devamlılığa sahip bir sanat eserine dönüşüyor. Zamanları birleştiriyor ve halklaları uyandırıyor; aydınlanma yaşatıyor.  

Aynı zamanda yılanın edebiliği Goethe için şahsi olarak yılan, dostluğu, ebedi güveni  temsil ediyor. Şöyle anlatıyor Ouruborus olarak bilinen kuyruğunu ısıran simya sembolünü;

“Başı ve sonu bitiştirildiği takdirde bir çember şeklini alan yılan edebiyet sembolü olarak kullanılmaktadır. Ben bunu dünyanın gelip geçiciliğinin bir sembolü olarak görmekteyim. İnsan, sonu başlangıç ile birleştirme müsaadesinden öte ne arzu edebilir ki. Bu, dostluk, sevgi, güven ve sempati devamlılığından başka bir şekilde gerçekleşmez.”

Masaldaki bir diğer karakter olan lambalı ihtiyar adamın lambasının da sihri aynı olaya vurgu yapmaktadır. Başka ışık varken sadece sıradan bir lamba iken, hiç ışık olmadığında lambanın ışığı taşları altına, ahşapları gümüşe, ölü bedenleri ise değerli mücevherlere dönüştürme gücüne sahiptir. Haliyle burada Goethe, çok açık bir şekilde, başkasının fikri altında kalmayı, başkasının ışığıyla aydınlanmayı eleştiriyor; herkesin kendi iç ışığını, kendi özgün yaratıcılığını bulmasını tavsiye ediyor. 

Katherina Mommsen Goethe’nin davetini çok güzel özetliyor: Dev misali yabancı ışıkla tesir icra etmek değil, bilakis yılan gibi bizzat kendi güzel ışığıyla aydınlamaktır önemli olan.

Efe Elmas

Kadim Lisan

Henüz Yorum Yapılmamış

Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacak.